2018 yılında başlayan proje hazırlıklarımız 2024 yılında bitmiş olup sektörde eşi olmayan yüksek onarım gücüne sahip UTOUCH Primary Care Protokolü artık sizlerle.
UTOUCH Primary Care Protokolünün sadece bir başlangıç olduğunu devam eden süreçlerde proje ve arge çalışmaları tamamen bitmiş 5 farklı protokolü daha sektöre kazandıracaktır.
UTOUCH Primary Care Protokolü içerisinde kullanılan tüm içerikler titizlikle seçilmiş ve cilt tabakalarında yüksek onarım sağlıyor olması protokolü sektörde alternatifsiz kılmaktadır.
Bu protokol ile yaşlılık belirtileri sorun olmaktan çıkmış ve genç cilt bariyerini geri kazandıran eşsiz bir kolaylık sunmuştur.
Protokollerimizde kullanılan ürünlerimizin gelişim sürecinde ve kalitesinde en üst seviyede özen gösteriyoruz. Ürünlerimiz üst standartlarda ve yenilikçi oluşu, protokol uygulama noktalarımızı seçerken gösterdiğimiz titizlik ve özen mükemmelliğe doğru ilerlemek isteyen hem iş ortaklarımız hem müşterilerimiz için elimizden geleni yaptığımızın başka bir göstergesidir.
Hızla gelişim içerisinde olan teknoloji ve standartlarımızda; müşterilerimizin isteklerini anlamak , iş ortaklarımızın işlem skalasına güç katmak , büyüme süreçlerine hizmet etmek ve birlikte büyüyüp gelişmek önceliğimizdir.
-
Collagen Strıpe Set Utouch ürünlerinin tüm setini içerir.
içeriğindeki ultra mikro moleküler Hyalüronik Asit (3-5 kDa) ile cildi nemlendirerek cilt bariyerinin güçlenmesine yardımcı olur. Cildin nem dengesinin korunmasına ve ciltteki ince çizgilerin görünümünün azalmasına yardımcı olur bu sayede yaşlanma karşıtı etki gösterir. Cildin alt katmanlarına kolayca nüfuz edebilir ve ciltteki pürüzlülüğün giderilmesine yardımcı olur.
İçeriğindeki Sodyum Karrajenan (kırmızı yenilebilir deniz yosunu), Asetil Hekzapeptid-8 (Amino-peptit), 3-O Etil Askorbik Asit (saflık oranı yüksek C Vitamini) ve Deniz Kolajeni (denizde yaşayana canlılardan elde edilen kolajen) ile cildinizin daha sıkı ve canlı görünmesine yardımcı olur. Cildinizi nemlendirir ve esneklik kazanmasına yardımcı olur ve bu sayede yaşlanma geciktirici etki gösterir.
KOLAJEN İP , içeriğindeki Deniz Kolajeni (denizde yaşayan canlılardan elde edilen kolajen) ile cildinizin daha sıkı ve canlı görünmesine yardımcı olur. Cildinizi nemlendirir ve esneklik kazanmasına yardımcı olur ve bu sayede yaşlanma geciktirici etki gösterir.
Özel kolajen şeritleri son teknoloji ile üretilmiş olup, cildin epidermis katmanına yerleştirilir. Cilt gençleştirme ve sıkılaştırma onarımlarında gözle görülür sonuçlar vermektedir. Şeritler, cildin kendi kolajen üretimini teşvik eder ve cilt yapısını doğal yollarla güçlendirir. Onarım süreci, cildi içten dışa yenileyerek, daha sıkı ve genç bir görünüm kazandırır.
Anti-Aging bakıma ve Tüm Cilt Tiplerine uygundur. İçeriğindeki aktif bileşenler cilde nüfuz ederek çizgi ve kırışıklıkları giderilmesinde yardımcı olur.
içeriğindeki Laminaria Digitata Ekstresi (Kuzey Atlantik'in soğuk sularından toplanan bir tür kahverengi deniz yosunu) , Sodyum Karrajenan (kırmızı yenilebilir deniz yosunu), Adansonia Digitata Meyve Özü Ekstresi (Baobab Ağacının Meyve Özütü) ve Deniz Kolajeni (denizde yaşayana canlılardan elde edilen kolajen) ile cildinizin daha sıkı ve canlı görünmesine yardımcı olur. Cildinizi nemlendirir ve esneklik kazanmasına yardımcı olur ve bu sayede yaşlanma geciktirici etki gösterir.
Kolajen; cilt esnekliğinden ve eklem sağlığından sorumlu olan, kemiklerde, kaslarda ve kanda bulunan, cilt dokusunun yüzde 75’ini ve vücuttaki proteinin üçte birini oluşturan bir proteindir. Kolajen, gıdalarda bulunan proteinlerin yapı taşları olan amino asitlerin birleştirilmesi vasıtasıyla, vücut tarafından doğal şekilde üretilir. Vücudun doğal kolajen üretimi 20‘li yaşlardan sonra her yıl yüzde 1-1.5 oranında azalır. Vücutta oluşan serbest radikaller ise kolajenin daha hızlı yıkılmasına neden olur. Güneşe yoğun maruziyet ve hava kirliliği, çevresel faktörler, stres, sigara içme gibi kötü yaşam tarzı faktörleri, şeker içeriği yüksek beslenme vücutta serbest radikal oluşumunu artırarak kolajen düzeyinin azalmasında etkili olur. Kolajen üretimi azaldıkça cildin esnekliği azalır, daha gevşek ve kırışık bir görünüm oluşur.
-by Çiğdem Bulut-
Deri, kalp, akciğerlerimiz gibi karmaşık yapılara sahip, tüm bedenimizi örterek vücut sağlığımız için önemli fonksiyonları yürüten bir organdır.
Yetişkin bir insan vücudundaki toplam yüzeyi 1.6 - 2.0 m2 ve toplam ağırlığı da kendi vücut ağırlığının yaklaşık 8% kadar toplam ağırlığı ile, deri, vücudumuzun en büyük organıdır.
Deri, yapı olarak dışından içine doğru üst deri (Epidermis), alt deri (Dermis) ve deri altı dokusu (Hipodermis) olarak 3 katmandan oluşur. Dokunarak anlayabileceğimiz gibi, deri ince bir yapı olup, deri altı dokusu hariç derimizin ortalama kalınlığı yaklaşık 2mm civarındadır ve insandan insana, vücut bölgesine göre değişerek, derimizin en ince olduğu göz kapaklarımızda ancak 0.6 mm' iken, en kalın olduğu başımızın üst kısmında ise 2.4mm'e kadar ulaşır.
Deri, kendi katmanlarında kan damarlan, lenfatik damarlar, sinir sistemi, yağ ve ter bezleri gibi çeşitli yapıları içerir ve vücudumuzun olmazsa olmaz bir parçası olarak, hayati faaliyetlerimizin sağlanmasında birçok önemli işlevleri yürütür.
Epidermis, derimizin en dış kısmındaki, direk dokunabildiğimiz, dış etkenlere karşı temel koruyucu görevini üstlenen tabakadır ve 3 tabaka içindeki en ince katman olup, cinsiyet, genetik yapı, iklim koşulları, havadaki sürtünmeye ve kişiye göre değişiklik gösteren. 0.04-0.3 mm arasındaki bir kalınlıktadır. Epidermisin kalınlığı, cilt bakımı ve kozmetik ürünlerin uygulanması açısından önemli bir faktördür. Yüzümüzü sertçe ovmamamız gerektiğinin söylenmesi de, epidermisin, özellikle yüz epidermis katmanının çok ince ve hassas olmasından dolayı zarar görebilmesindendir.
Epidermis, temel olarak keratinosit hücrelerinden oluşur ve kendi içinde dışından içine doğru boynuzsu tabaka (stratum corneum), önleyici tabaka (stratum lucidum), tanecikli tabaka (stratum granulosum), dikensi tabaka (stratum spinosum) ve bazal tabaka (stratum basale) olarak 5 tabakadan oluşmaktadır.
Epidermisin temelini oluşturan keretinosit hücreleri epidermis bazal tabakasında üretilir. Ayrıca, bazal tabakada üretilen keratinosit hücreleri yeni üretilen hücrelerin itmesiyle sürekli olarak deri yüzeyine doğru hareket eder ve sırasıyla dikensi tabaka hücresi, tanecikli tabaka hücresi, önleyici tabaka hücrelerine şekil değiştirerek, en son boynuzsu tabakaya yerleşir.
Boynuzsu tabakaya yerleşen keretinosit hücreleri, belli bir süre sonra soyulup dökülerek yerini alttan gelen yeni keratinosit hücrelerine bırakır. Bir tane keretinosit hücresinin bazal tabakada üretildikten sonra boynuzsu tabakaya ulaşıp dökülmesine kadar yaklaşık bir ay kadar zaman alır ve bu döngü hep bu şekilde tekrarlanarak devam eder. Bu döngüye de turn-over denir. Birçok kozmetik ürün, epidermisin görünümünü korumak, güzelleştirmek ve onu geliştirmek için uygulanmaktadır.
Dermis, vücut bölgesine göre değişmekle birlikte 2-4 mm kalınlığında, epidermis ve deri altı dokusu arasında bulunarak, derinin ana gövdesini oluşturan katmandır. Dermis esas olarak bağ dokularından oluşur ve derinin en kalın katmanı olarak, vücudu darbelere karşı korur.
Dermis, fiziksel ve fonksiyonel açıdan, papiller tabaka ve retiküler tabaka (ağsı tabaka) olarak iki katmandan oluşmaktadır.
Papiller tabakası, dermisin üst kısmıdır ve bazal zar yoluyla epidermise sıkıca bağlıdır. Aslında, dermisin üst kısmındaki, epidermise doğru oluşan göğüs ucu benzeri çıkıntılı şekle papiller denir, papiller tabakası da papillerin derinliği kapsayan alanı göstermektedir.
Papiller tabakası, hücrelerin mekanik yapışmasını arttırma ve besin maddelerinin dermisten epidermise geçmesini kolaylaştırma görevlerini yürütmesinden başka, makrofaj, mast hücreleri gibi birçok enflamatuar hücreleri de barındrımaktadır.
Retiküler tabakası (ağsı tabaka), dermisten deri altı tabakasına geçiş alanı olup, dermisin büyük kısmını oluşturan kalın bir tabakadır. Retiküler tabakası, esas olarak tüm dermis tabakasının %70’ni kapsayan, düzensiz bir şekilde yerleşmiş, iri yapılı kollajen liflerinden oluşmaktadır ve ek olarak önemli miktarda elastin lifleri, hyaluronik asit ve hücreler arası maddeleri de bulunmaktadır.
Bu üç çeşit lifleri üreten de dermiste bulunan fibroblast hücreleridir. Genel olarak bakıldığında, dermis tabakası, papiller tabakasına göre daha kalın ve yoğun bir lif ağına sahip, aksine, daha az sinir lifleri, damar ve melanositler, mast hücreleri dahil daha az hücrelidir.
Derinin bağ dokusunun ana bileşeni olan kollajen, tüm dermise ağ gibi dağılan, derinin iskeletini oluşturan büyük yapılı protein lifleridir. Kollajen liflerinin oluşturduğu ağ, deriye elastikiyet, dayanıklılık ve gerginlik vermekle beraber diğer hücreler için de barınma zemini temin eder ve hücreleri birbirine bağlar. Yaş ilerledikçe, özellikle 30’lu yaşlardan sonra, kollajen üretimi önemli ölçüde yavaşlamaya başlayacağı için, derimizdeki kollajen miktarının azalmasıyla deri de sıklığı, elastikiyetini kaybeder ve sonucunda derimizde sarkmalar, kırışıklılar meydana gelir. Yaşlanmaya yanı sıra, güneş, sigara, stresler de kollajenin azalmasına neden olan önemli faktörlerdir.
Diğer açıdan, mekaniksel, elektriksel ve başka her türlü deri yüzeyine yapılan uyarımlar, fibroblastik aktiviteyi başlatarak, derideki kollajen oluşumunu tetiklemesiyle, derinin nemliliğini, gerginliğini arttırıp, kırışıklıkları önler.
Kollajenin yanı sıra, dermisin ana destek dokusunu oluşturan diğer önemli bileşen de elastindir.
Elastin, retiküler katmanındaki düzensiz ağ şeklinde dağılan kollajen liflerinin aralarını doldurup, kollajen liflerini birbirine bağlayan, bir çeşit ince protein lifleridir. Bu lifler oran olarak, dermisin kuru toplam ağırlığının sadece %2-4 ünü oluşturmasına rağmen, sahip olduğu güçlü elastik özelliği ile deriye esneklik, dayanıklılık veren ana faktörlerden biridir ve derimizin gerildikten veya büzüldükten sonra şeklini geri alabilmesi tam da elastinin sağladığı elastiklik özelliktendir.
Kollajen ve elastin liflerinin aralarındaki boşlukları dolduran, dermisteki diğer önemli bir bileşen de hyalüronik asittir. Hyalüronik asit, kendi hacminin bin katı kadar su tutma kapasitesine sahip, jelimsi formdaki bir çeşit maddedir ve bu özelliğiyle deriye dolgunluk, esneklik ve nemlilik vermektedir. Ancak, kollajen ve elastinde de olduğu gibi, insan yaşlandıkça vücuttaki hyalüronik asit üretimi de azalır. Özellikle, 30 yaştan sonra ciddi bir oranda azalmaya başlayıp, vücuttaki hyalüronik asit seviyenin bebeklik dönemine kıyasla 40’ lı yaşlarda yarısına kadar, 60’lı yaşlarda ise %25’ine kadar ineceği bilinmektedir. Sonuç itibariyle, vücuttaki hyalüronik asit seviyesinin azalmasına bağlı olarak, deri, dolgunluğu, esnekliği ve nemliliğini kaybederek, derinin sarkması ve kırışmasına neden olacaktır.
Yukarıda bahsedilen kollajen, elasitin ve hyalüronik asitler dermisin ana yapısnı oluşturan bileşenlerdir. Bunların dışında dermis yine kan ve lenf damarları, dokunma, ısı hislerini sağlayan mekanoreseptörler, kıl kökleri, ter, yağ bezlerini içerir, ayrıca, vücut savunma sisteminin önemli bir parçası olan makrofaj, mast gibi hücrelere de ev sahipliği yapmaktadır.
“Hipodermis” de denilen deri altı tabakası, dermisin altı ve kas tabakasının üstünde bulunur ve yapı olarak yağ ve bağ dokusundan oluşur. Aslında, dermis tabakası ile arasında net bir sınır bulunmamakla birlikte, kalınlığı ve diğer özellikleri de cinsiyet, yaş, beslenme durumu, yaşam koşulları, vücudun hangi bölgesinde olduğuna göre değişmektedir.
Deri altı tabakasının ana görevi, enerji depolayıp sonradan vücudun kullanımına sunmak, vücudu her çeşit mekanik darbelere karşı korumak ve vücut sıcaklığının dengesini sağlamaktır.